Oyun ve Oyunlaştırma kavramlarını en net anlatımlarıyla hatırlayarak başlayalım.Türkçe’de özellikle play ve games kelimelerinin ikisinin de oyun olarak kullanılmasından biraz karışabilmektedir. Play karşılıgı olan oyun vikipedi tanımına göre : “genellikle boş vakitleri değerlendirmek için yapılan eğlendirici ve bazen de öğretici faaliyet.” olarak tanımlanır.* Play olanda bir sınır,kural olmadan serbestçe oynanan oyunlardan bahsediyoruzdur. Sokakta saatlerce kale olmadan,golleri de saymadan oynadığımız futbol oyunları gibi. Games ise kuralları olan,oyuncuları ve hedefleri belirli, futbol örneğindekinden örnek verecek olursak süresi,sınırları,kaleleri olan,golleri sayılan ve ekipler oluşturulan tarzda oynanınca bu oyun bu sefer Games olur. Daha kapsamlı bir tanım için :

“Oyun , kendi başına kapalı ve kuralları belirlenmiş bir sistemde insanların eğlenmesi, sosyalleşmesi ve öğrenmesi gibi amaçları, belli hedefleri ve kazanma ile kaybetme gibi sonuçları olan bir uygulamadır.”

“ Oyunlaştırma ise oyunsu tasarımların ve oyun mekaniklerinin oyun dışı bir sürece eklendiği bir disiplindir. Katılımcılar birer oyuncuya dönerek, daha yüksek motivasyonla, oyun dinamiği içinde yapmaları gereken aktivitelere konsantre olurlar; daha çok keyif alarak gönüllü katılım sağlarlar.“

Oyunlaştırma (Gamification) kelime babası olan Gabe Zicherman ve Christopher Cunningham tarafından “Oyundaki düşünce biçiminin ve oyun kurallarının, kullanıcıların ilgisini çekmek ve problem çözmek amacıyla kullanılması” olarak tanımlanmaktadır. **

En temelde farkları, oyun kendisi bir uygulamayken, oyunlaştırma katılımı arttırılmak istenen uygulamaya eklenen bir süreçler topluluğudur. Oyunlaştırılmış uygulama, oyun mekanikleri kullanıldığından oyunu andırır ve böylece oyun oynuyor hissi yaşayan katılımcı o sürece daha iyi entegre olur. Türkçe olarak Oyunlaştırma kelimesinde anlam sorunu var, aslında oyunlaştırmıyoruz yani bir süreci alıp oyuna çevirmiyoruz. Süreç i çin oyun gibiymiş gibi ortam oluşturarak daha kolay, rahat ve etkileşimli olunmasını sağlıyoruz. O yüzden Gamification‘ın doğru Türkçe çevirisi için oyun kelimesine oyuna yakın anlamını katan -sal eki eklemek ve oyunsallaştırma demek daha doğru diye düşünüyorum. Türkçe’de –sal eki örnek olarak duygu-duygusal (duygu ile alakalı) ; kurum-kurumsal (kuruma yakın,bağlantılı) ; matematik-matematiksel (matematik sayesinde) gibi tamamlayıcı bir şekilde kullanılıyor. Oyunlaştırma henüz çok bilinen bir kavram değil ve oyunla da karıştırılabiliyor. Bu yüzden ben de daha çok anlam karmaşası olmaması açısından oyunlaştırma olarak kullanacağım.

Oyun ve oyunlaştırmayı en özet şekilde karşılaştırırsak :

Oyun Oyunlaştırma
Objeler ve onları kullanma kuralları olur. Kurallar daha çok görevleri tamamlamak içindir.
Kazanma ve kaybetme olur. Kaybetme genelde yoktur, daha çok aksiyon aldırmak için desteklenir.
Bir hikayesi ve ona göre tasarımı olur. Asıl uygulandığı süreç neyse onu destekler.
Tümüyle tasarlanmalı ve tek başına çalışmalıdır. Varolan sürece entegre olur, ayrı çalışır.
Üretimi çok pahalı ve karmaşıktır Entegrasyonu basittir.

Oyunlaştırma kelimesinin isim babası sayılabilecek Gabe Zichermann, 2010 yılında düzenlenen ilk gamification konferansında açılış konuşmasında, “ Oyunlaştırmanın %75’i psikoloji , %25’i ise yeni teknolojilerdir” demişti. Bu oran psikoloji kısmına doğru artış gösteren birçok başarılı örneği de barındırmaktadır. Bu nedenle kullandığınız oyun mekanikleri, tasarımları ve kurgularınızın mutlaka psikolojik, duygusal bir referansı olmalıdır.

Oyunlaştırma kavramının yerleşmesinden önce bu konuda çalışan bir çok uzman bu yaklaşımı motivasyon kelimesi üzerinden kombinasyonlar ile anlatmaya çalışmış : “Motivasyonel Davranış Değişikliği, Motivasyonla Oyun Teknikleri” gibi kombinasyonlar kullanmışlar. Çok yalın bir anlatımla, bir engel yüzünden yapılmayan bir davranışın oyun mekanikleri ile motivasyon yaratarak yapılmasını sağlamaya çalışırken oluşturulacak motivasyonun, nasıl gerçekleştiği ve ne kadar devam edeceği tasarlanan oyunlaştırmanın uygulanabilirliği açısından son derece önemlidir.

Ödül, psikolojik altyapısı da güçlü olan en önemli oyun mekaniğidir ancak bazı durumlarda motivasyonun ve davranış değişikliğinin önüne geçebilir. Mesela toplumsal sosyal sorumluluk anlamında bir “sigarayı bırakma” oyunlaştırması kurgulamanız gerekiyor. En basitini düşünelim: Hemen ilk akla gelen, içmediği her gün başına belli bir puan, sigara içince puanların düşmesi gibi bir kurgu; oyun mekaniği barındıran bir progress bar ve belli süreyi istenen başarıyla tamamlayanlara yeşilay rozeti. J

Evet gayet iyi gidiyor ancak ya ödül? Burada vaad edeceğiniz mesela bir para ödülü ya da otomobil gibi materyalist bir ödül, sigarayı bırakmaya içten içe niyetli olmayan ancak ödülü cazip bulan birçok kişiyi de bu oyunlaşırma uygulamasının içine çekecektir. Burada araba gerçek anlamda bir dış motivasyondur. Bu durumda kazanılan puanlar, rozetler oyuncunun çok ilgisini çekmeyebilir, büyük ödüle odaklanıp hatta sigarayı bırakmak nedeniyle yarıştığını bile unutabilir, asıl amaç ikinci planda kalabilir.

Araştırmalar gösteriyor ki eğer ödül tüm sürecin ve süreç içerisindeki diğer oyun mekaniklerinin önüne geçerse bu tamamen dışsal motivasyon için yapılır ve içselleştirilmediğinden ödül kazanıldıktan ya da kaybedildikten sonra davranış değişikliği gözükmez, yani sigara bırakılmamış olur. Ödül için sigara içmeyen kullanıcı yarışın içinden çıktığı anda, içinden gelen “o araba içindi haydi yak bir tane” sesine kulak verir ve asıl oyunu kaybeder. İşte en önemli oyunlaştırma kayıplarından biri bu konudur.

İçsel motivasyon olduğunda ise aslında kişi de gerçekten sözkonusu davranış değişikliğini yapmaya niyetli ancak bir şekilde bunu gerçekleştirememektedir. Daha sağlıklı beslenme, spor yapma, para biriktirme gibi. Bu konuda zaten içsel motivasyonu olan oyuncuya doğru oyun mekanikleri ve kurgusu ile çalışan, yaşayan, gelişen başarılı ve benimseyeceği bir oyunlaştırma uygulaması sunulduğunda davranış değişikliğinin kendiliğinden gerçekleştiği görülür.

İçsel motivasyon ve dışsal motivasyon arasındaki farklar en net şekilde para kazanmak üzerinden anlatılabilir. Hepimiz para kazanmak zorundayız ve bir şekilde mesaili, mesaisiz çalışıyoruz. Üretmek ve para kazanmak güzel ancak sabah erken kalkmak, mesaiye kalmak, anlamsız tartışmalar ve zorunlu toplantılar iş hayatının gerçekleri. Ancak “maaş” ve bunun gibi ek menfaatlerle birlikte bir kazanç uğruna tüm bunlarla birlikte yaşıyoruz. Ancak boş bir zamanımızda bir oyun oynadığımızda mesela Monopoly,orada daha büyük paralar kazanarak daha iyi bir mahallede yaşamayı kendi kendimize istiyoruz ve bunun için ne gerekiyorsa yapmaya çalışıyoruz.